venza: “O büyük sahnelerde seyirciye karşı tekrar oynamak ve kupa kaldırmak isterdim.”

Please log in or register to like posts.
Haberler

Röportaj: Tayyip Abacı
Editör: Tayyip Abacı

Şu an çoğu kişi sizi Dark Passage’ın sahibi Ertuğ Okçuoğlu ismiyle zaten yakından tanıyor, bize biraz venza’dan bahseder misiniz? Nasıl bir oyuncuydu? Şu an bir Counter-Strike takımı kuracak olsaydınız venza’ya kadronuzda yer verir miydiniz?

Counter-Strike’a 2000 yılında, Vestel sunucularında dial up modemde Italy ve Assault oynayarak başladım. O zaman başka server ve haritaya giremiyordum nedenini de bir türlü çözemiyordum. Tabii bir de olmazsa olmaz mahallemizin internet kafesinde arkadaşlarımızla internette oynayamadığım haritalarda LAN oynuyorduk. ADSL’in hayatımıza girmesi ile farklı serverlarda oyun oynamaya ve çocukluk arkadaşlarımla ilk takımımızı kurmaya karar verdik. Kendi oynadığımız server içerisinde çok iyi oynadığımızı ve çok iyi takım olduğumuzu sanıyorduk. İlk LAN turnuvama 2001 yılında Kadıköy Grupnet’te katıldım, ilk turda elendik ve 16 takım arasında 16. olduk.  O gün daha iyi bir oyuncu ya da takıma sahip olmak istiyorsam sadece arkadaşlarımla sınırlı kalmaması gerektiğini, farklı serverlarda ve farklı oyuncularla da oynamam gerektiğini anladım. 2001, 2002 yıllarında birçok internet kafenin offline turnuvası da dahil olmak üzere ulusal çaptaki LEVEL Türkiye Şampiyonası, World Cyber Games gibi offline turnuvalara katılıp orada kendimi göstermeye çalıştım ve bir süre sonra fark edildim, başka takımlardan teklifler gelmeye başladı. 2004 yılında Dark Division ile ilk Türkiye Şampiyonluğumu kazandım. Aynı senenin sonunda da Dark Passage’a katıldım. 2005-2010 yılları arasında sayısız turnuva, Türkiye Şampiyonluğu kazandık. İtalya, İspanya, Rusya, Yunanistan gibi ülkelerdeki uluslararası turnuvalara katıldık. 2010 yılından sonra eskisi kadar Counter-Strike oynama isteğimin kalmaması ve yeni oyunculara da çok ayak uyduramadığım için arka planda menajer gibi takımı kurumsal olarak adım atlatacak, sponsor ve diğer oyunlarda takım kuracak bir mevkiye geçtim. Ara sıra zorunlu oyuncu değişiklikleri sebebiyle tekrar oynadığım zamanlar oldu ama 2012’deki Counter-Strike Online Türkiye Şampiyonası ile beraber profesyonel oyunculuğa tamamen veda edip tam zamanlı olarak takım yöneticiliği kısmına geçtim.

Aim olarak takımda COOL ve xylm gibi daha iyi oyuncular olduğu için daha çok lurker oynardım, clutchlarım iyiydi. Aimiyle çıktığını vuran, parçalayan bir oyuncu değil daha çok oyun zekâsı ile oynayan bir oyuncuydum. Aynı zamanda takımın en eskisi olarak kaptan rolündeydim. Takımı bir arada tutmak, antrenmanları belirlemek, taktikleri hazırlamak, turnuvaları takip etmek, kaydolmak gibi farklı işleri de yapıyordum. Dolayısı ile her takıma oyuncu ya da koç olarak bir venza gerekiyor.

Counter-Strike, hatta sektör olarak espor, 2000’li yıllardaki halinin çok daha ötesine geçip milyon dolarlık bir market haline geldi. Siz kendi oyunculuk döneminizde, böyle bir gelişim bekliyor muydunuz?

Uluslararası birçok turnuvaya katıldığımız ve farklı ülkelerde bulunduğumuz için açıkçası böyle büyük bir market haline geleceğini ve hızlı gelişeceğini biliyordum. Yurt dışındaki turnuvaları, takımları çok takip ediyorduk. Fakat Counter-Strike ile ilgili ülkemizdeki bakış açısı değişmediği, gelişmediği için çok yetenekli oyuncularımız ve takımlarımız olmasına rağmen bir türlü istediğimiz atılımı yapamadık. 

Espor sahnesiyle sektör en tepedeyken tanışan çoğu kişi gerek yaşı yetmediğinden gerek o zamanlar takip etmediğinden esporun emekleme aşamalarında olduğu 2000li yıllar dönemine tanıklık edemedi. Bize biraz o zamanlardan bahsedebilir misiniz? Neler farklıydı?

Sürekli bir offline turnuva olduğu için tüm takımlar, oyuncular birbirini tanır, sık sık bir araya gelirdi. Sohbet, muhabbet çok eğlenceliydi. Oyun dışında da çok eğlenir, beraber vakit geçirirdik. Dark Passage dışında daha önce oynadığım TurkSquad ve Dark Division takımlarında da olağanüstü eğlenceli takım arkadaşlarım vardı. Tabii bir de sosyal medya farkı vardı. Bizim oynadığımız zamanlarda maçları HLTV üzerinden izleyebilirdiniz. Canlı yayın siteleri, havalı büyük sahneler, espor sahneleri yoktu.

Counter-Strike: Global Offensive ile aranız nasıl? Hâlâ oynuyor musunuz? Counter-Strike 1.6’nın verdiği tadı veriyor mu?

CS:GO ilk çıktığında mesafeliydim. Hem 1.6’dan tamamen farklı bir oyun olduğu ve aynı tadı alamadığım için hem de oyunda çok fazla hata olduğu için uzun süre oynamadım. Bir süre sonra baskılara dayanamadım ve tekrar eski takım arkadaşlarımla akşamları maksat muhabbet olsun diye uzun bir süre oynadık. Son 2 yıldır CS:GO oynamadım ama turnuvaları hala takip ediyor, maçları izliyorum. Biraz daha VALORANT tarafına kaydım ben de.

2003 yılında Dark Passage’ı kurarak Türkiye tarihinin ilk espor takımlarından biri oldunuz. Bize o zamanki takım yapılanmasından biraz bahsedebilir misiniz? Bugünün profesyonel yapılanmalarına karşı ne gibi farklar vardı? Oyuncular bugün olduğu gibi -bu miktarlarda olmasa da- maaş alma imkanına sahip miydi?

O zamanlar pek yapılanma yoktu takımdaki oyuncular ya da takım kaptanı verirdi kararları. Her şey spontane devam ederdi. Tabii ki bugünün maddi şartları o zamanlar olmadığı için maaş, gaming house, aşçılar, menajerler vs. yoktu. Her işimizi kendimiz hallederdik. Sadece turnuvalardan kazandığımız ödüller vardı. Çok garip şartlarda bilgisayarlarımızı bir yerde toplayıp bootcamp yapmaya çalışırdık. Örneğin 2010 yılında Dreamhack Summer Finali için İsveç’e gittiğimizde otel ücretini karşılayacak durumumuz yoktu, spor salonunda, yerlerde uyduruk uyku tulumlarında yattık. 

Sizce espordaki profesyonelleşme, amatör ruhun getirdiği tutkuyu bitirdi mi? Bugünün oyuncuları, sizin zamanınızda oynayan oyuncular gibi duygu yüklü motivasyonlara sahip mi?

Oyuncusuna göre değişecek bir durum aslında. Hala birçok yeni oyuncu o duygu yüklü motivasyon ile geliyor ama belli bir süre sonra iş biraz daha maddiyata kayıyor zaten o zaman performanslar da düşüyor.

Haziran 2016’da Death Trap e-Sports kadrosundan 4 oyuncu (woxic, Calyx, Maiko, SaSuKe) ve asmor’u transfer ederek Dark Passage’ın ilk CS:GO kadrosunu kurdunuz. Takım potansiyel gösterse de bir türlü istenen sonuçlar gelmiyordu. Biirkaç kadro değişikliğininden sonra 2017’de ESL Türkiye Şampiyonası Finali’ni Sons of Snakes’e kaybettikten kısa bir süre sonra da takım dağıldı. Calyx ve woxic, bugün geldikleri noktada “Dünya Yıldızı” statüsüne sahip oyuncular haline geldiler. Siz o günler için neler söylemek istersiniz?

CS:GO’ya elimden geldiğince uzun bir süre destek olmaya çalıştım. Kendim de eski bir oyuncu olarak Dark Passage’ın tekrar Counter-Strike sahnesinde başarılı olmasını istiyordum. Kadronun gerçek potansiyeline ulaşması için biraz daha zamana ihtiyacımız vardı. O zamanda kendi aramızda hep bunu konuşuyorduk. Aynı kadro ile 6 ay kadar devam edebilsek inanıyordum ki bu kadro Space Soldiers’a geçecek potansiyele sahipti. Ama maalesef beraber devam edemedik o kadroda bir süre daha beraber oynayıp dağıldı.

w0xic ve Calyx bu kadro içerisinde en çok çalışan isimlerdi. Tırnaklarıyla kazıyarak bu noktaya geldiler. Aynı şey XANTARES için de geçerli. Çok ciddi zaman harcadılar, yılmadılar, emek verdiler. Hem eski bir Counter-Strike oyuncusu hem de bir takım sahibi olarak hepsi adına çok mutluyum, gururluyum. 

Bu fotoğraf size neleri hatırlatıyor?

DreamHack bizim zamanlarımızda her oyuncunun katılmayı hayal ettiği olağanüstü bir organizasyondu. On binlerce oyuncu kendi bilgisayarlarını getirerek dünyanın en büyük LAN partisine dahil oluyordu. Çok keyifli, heyecanlı bir o kadar da yorucu bir turnuvaydı. Dünyanın en iyi oyuncularına karşı bir kez daha oynama fırsatı bulmuştuk. Bizim zamanımızda pek kolay elde edilen bir şans değildi.

Ortalama A Sınıfı bir oyuncunun yaklaşık aylık 20.000$ maaş aldığı tahmin edilen bir dönem yaşanıyor CS:GO sahnesinde. Sizce bu şartlarda Türk kökenli organizasyonlardan ciddi bir CS:GO atılımı beklemek ne kadar mantıklı? Küçük çaplı, potansiyel vadeden, geleceğe yönelik kadroları Türkiye’de neden göremiyoruz? Türkiye’de CS sahnesi neden ileri gidemiyor?

Hem ekonomik durumdan dolayı hem de sponsor markaların Counter-Strike’a bakış açısından dolayı böyle bir şeyin olması mümkün gözükmüyor. Potansiyel vadeden, geleceğe yönelik kadro kurduğunuzda, pişip uluslararası standartlara geldiklerinde doğal olarak rakipleri ile aynı imkana sahip olmak istiyorlar. Bu şartları da Türkiye’de sağlamak mümkün olmadığı için bir yerden sonra oyuncular ile takım arasında huzursuzluklar başlıyor ve bu sefer de takım olarak başladığınız yere geri dönüyorsunuz, oyuncuların morali, motivasyonu bozuluyor başarı oranları düşüyor. Türkiye’de gerçekten çok zor… 

Eğer bir seçme şansınız olsaydı, tekrar 2000li yıllarda mı profesyonel oyuncu olmak isterdiniz yoksa günümüz şartlarında mı?

Kesinlikle günümüz şartlarında olmak isterdim. Oyuncuların artık kendilerini ham maddi hem de manevi açıdan tatmin etme şansları çok daha yüksek. O büyük sahnelerde seyirciye karşı tekrar oynamak ve kupa kaldırmak isterdim.

Riot Games’in VALORANT atılımıyla beraber, Kuzey Amerika başta olmak üzere bir sürü organizasyon o tarafa atılım yapmaya başladı. Türkiye’de de VALORANT trendinin yükseldiğini gördük, League of Legends’dan tanıdığımız birçok organizasyon VALORANT takımlarını şimdiden kurdu. Counter-Strike’a kıyasla, VALORANT’ın özellikle CS’nin başarısız olduğu bölgelerde gördüğü bu ilginin sebebi sizce nedir? Bir takım sahibi olarak, biz taraftarların görmediği kısmı bizimle paylaşabilir misiniz?

İlginin sebebi tamamen Riot Games’in Türkiye’de fiziksel bir ofisinin olması. Burada topluluk, turnuvalar, oyuncular ve markalarla ilgilenecek bir ofis var. Bu işi Türkiye’de nasıl daha iyi yapabiliriz, nasıl geliştirebiliriz diye çalışıyorlar. League of Legends’da bu konuda ne kadar başarılı bir iş çıkardıklarını gördük. Aynı etkiyi VALORANT için de yaratacaklarından eminim. Bizim espor oyunları bazında maalesef Türkiye ofislerine ihtiyacımız var. Lokal olarak ilgilenilmediği zaman ne etkinlik ne takım ne de oyuncu bazında bir gelişme kaydedemiyoruz ve yerimizde sayıyoruz. 

Son olarak, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Röportaj için teşekkür ediyorum eski günlere dönmek, hatırlamak güzeldi.

İfade İle Yorumla

13
3
0
0
0
1
Daha önce oy kullanıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir