G2 Rekkles: G2’nun benim için mükemmel bir yer olduğunu düşünüyorum.

Please log in or register to like posts.
Haberler

G2 Esports’un yeni transferi efsane nişancı Rekkles, kendisinin ve G2’nun YouTube kanalı üzerinden Fnatic’ten ayrılığı ve G2’ya katılması ile ilgili açıklamalarda bulundu. Bu açıklamaları, Esporin olarak sizler için çevirdik.

Çeviri: Hasan Ege Karıksız

Editör: Sıla Öz

Röportajın linkleri: İlk parçaİkinci parça

 

 

 

Şimdi, en başa dönmemiz gerektiğini düşünüyorum. Tek bir takımda çok uzun süre geçirdin, içinde kısa bir aranın da olduğu tam 7 yıl. Bu yedi senenin senin için nasıl geçtiğini anlatır mısın? Bir oyuncu olarak nasıl geliştiğinden ve Fnatic’e katıldığın ilk günden bugüne dek genel itibarıyla nelerin değiştiğinden bahsedebilir misin?

 

Bence çok şey değişti. Aklıma ilk gelen şeyi söylüyorum, takıma ilk katıldığımda ben genç olandım, “süperstardım”. Yaşça daha büyük ve tecrübeli oyuncuların kanatlarının altında oynuyordum ve onlardan profesyonel bir oyuncu olarak nasıl hareket etmem gerektiğini öğrenme şansı yakaladım. 8 yıl sonra şimdi, biraz onların yerine geçmiş gibi hissediyorum, yeni gelen bu genç yetenekleri yetiştirmeye ve onların esporda bir yer edinmelerine yardımcı olmaya çalışıyorum. Yani, ilk günden şimdiye kadar takımda olmak çok farklı bir histi ve bundan çok şey öğrendim. Sorumluluğu olmayan, sadece oyununu oynayıp işini yapan genç oyuncu olmaya karşı takımın kaptanı olmak durumu, her gün yapman gereken şeyleri nasıl yaptığını tamamen değiştiren iki farklı tarz diyebilirim. Bu yüzden, madalyonun iki yüzünü de görmüş olmanın benim için çok sağlıklı bir tecrübe olduğunu düşünüyorum.

 

Tek bir takımda bu kadar uzun süre geçirmek büyük bir bağlılık göstergesi ve bu da senin sadakatinle ilgili çok şey gösteriyor. Herkese çok sadık biri olarak gözüktüğün  ortada. Bu yüzden Fnatic’i Elements için bıraktığın zaman insanlar bu duruma şaşırmıştı. Belki o zamandan bu zamana neyin değiştiğini anlatmak istersin.

 

Alliance veya daha sonraki adıyla Elements’a gitmek için ayrıldığım zaman, asıl düşüncem “Bana daha fazla kazanma ihtimali sunacak takım bu takım.” şeklinde oldu. Şimdi bakınca, tabii ki yanıldığım ortada. Yine de kötü bir seçim yaptığım için pişman değilim çünkü Alliance’a katılma kararını verdiğim an bunu yapma sebebim bana daha yüksek bir başarı olasılığı sağlayacağını düşünmüş olmamdı; para, ün ya da kaos yaratmakla alakası yoktu. Hayatımda hep zaferi aradım, başarıyı aradım ve 2015 Bahar Mevsimi’nde Elements’ın bana bunu vereceğini düşünmüştüm, yine yanılmışım. Her an tekrar böyle bir şey yaşanabilecekken, yeniden bu kararı almış olmamın çok korkutucu olmasının sebebi de bu ama beni başarı ve zafer anlamında neyin en ileriye götüreceğini düşünerek ve başka hiçbir şeyi düşünmeden bu kararları alıyor olduğumun farkında olmak beni motive ediyor çünkü bu benim kişiliğimin bir parçası. 

 

Sanırım, hiçbir zaman öteki tarafta ne olduğu beni ilgilendirmedi; komşumun tavuğu bana kaz görünmedi. Her zaman o yılı veya mevsimi en yüksek ihtimalle başarılı olacak veya kazanacak olan takımda geçirmeye çalıştım, tabii ki de Alliance’a kaybettikten sonraki mevsim hariç bu takım hep Fnatic oldu. Ben onların Avrupa’nın yeni kralı olacaklarını düşünmüştüm, oysaki bir mevsimliğine kral olmuşlar. Düşüncem ise hep aynıydı, her zaman katıldığı her turnuvada en yüksek etkiyi yaratma ihtimali olan takımda oynamak isterim. Basitçe söylemek gerekirse, bu zamana kadar Fnatic’in o takım olduğunu düşünmüştüm. G2 tarafından geçilmeyi başarmamızdan(!) bir anlamda utanıyorum çünkü dizginleri beni yetiştiren eski oyunculardan devraldıktan sonra mirasımıza sahip çıkmak biraz benim görevim gibiydi. Yani evet, biraz utanıyorum çünkü bunu başaramadım ama aynı zamanda “iki tane kötü takıma kaybettik” utancı değil bu, G2 LCS’e katıldığı andan beri bir numara olan her anlamda inanılmaz bir takımdı. Şampiyon olmakta başarısız oldukları iki mevsim var ve birinde finalde bize kaybettiler, diğerinde de Worlds yarı finaline gittiler. Yani takım başarılı olmadığı zamanlarda dahi gerçek bir düşüş yaşamadılar diyebiliriz, Fnatic’te ise bu yaşandı. Bunun G2’nun üstünlüğünü gösterdiğini düşünüyorum, sadece kadro kurma konusunda değil, organizasyon olarak yaptıkları her şeyde en iyi takım olma iradesine sahipler.

 

Biliyorsun ki, birçok insan senin Fnatic seni tuttuğu sürece Fnatic’te kalacağını söylediğini ve sözünden döndüğünü söyleyecek. Belli ki, fikrin değişmiş. Peki bu nasıl oldu? G2’nun dominasyonu ve birinci olamamak seni değişimi düşünmeye mi zorladı?

 

Kendimi yalancı biri olarak görmüyorum. Oyunu oynadığım sürece Fnatic’te kalmayarak sözümü tutamamış olmak gerçekten zor. Evet, bu konuda çok kötü hissediyorum. Aynı zamanda şu ana kadar Fnatic’in oynamam gereken takım olduğunu düşünüyordum, G2’nun böyle geleceğini düşünmemiştim. Ayrıca Worlds’ü kazanma ihtimali diye bir şey olduğunu da görememiştim. Yani 2018’e kadar herkes Worlds’e sadece katılıyordu, bir batılı olarak asla kazanmaya gitmiyordunuz. Doğulular için tabii ki hep farklıydı. Batılı olarak gidiyorsan, Worlds’e gidersin, gruplardan çıkmayı ya da yarı finallere gelmeyi umut edersin ve hikayen biter. 2018’den sonra bir gün Avrupa olarak bizim de tekrar şampiyon olabileceğimizin farkına vardım. Bunun farkına vardıktan sonra, “tek bir takımda kalıp sonuç farketmeksizin mutlu olmak” fikri benim için bitti çünkü bunların çok önemli yıllar ve fırsat kaçmadan kullanmam gereken önemli anlar olduğunun farkına vardım. Bu da konuyu G2’ya bağlıyor, konu G2’nun bana bu önemli yıllarımı ve anlarımı verebileceğine bağlanıyor. Bence G2 sizin de gördüğünüz gibi son 2 yılda en azından Avrupa için konuşmak gerekirse şampiyon olmak konusunda en sağlam iradeyi gösteren takım. Ben de dedim ki, bu takımın yaptığı şey benim bütün karakterimin üzerine kurulu olduğu şey ve eğer bu takıma katılmak için bu fırsatı kullanmazsam kendime ihanet etmiş olurum. Her türlü kaybedecektim, ya Fnatic’e olan sözümü tutmayıp yalancı olacaktım ya da bu işi gerçekten kazanmak için yapmak veya başka şeyler için yapmak konusunda kendime yalan söylüyor olacaktım. Ben de bu fırsatı kaçırmamak, kendime karşı dürüst olmak ve kazanmak için her şeyimi vermek zorunda olduğumu hissettim.

 

Buna cevap olarak soruyorum, finale kadar gelmiş olmanın seni başka bir seviyeye yükselttiğini söyler miydin? Sanırım öyle dersin, bu senin kariyerindeki en büyük başarı olduğu için ve MSI kazanmanın yaklaşık olarak aynı hissettireceğini söylediğin için, kupayı kazanmaya bu kadar yaklaştığında bir değişim olmuş olmalı.

 

Yani 2018’de finalde kaybetmek, hatta finale gelebilmiş olmak Avrupalı veya batılı bir takım olarak uluslararası arenada etki yaratabileceğimizin farkına varmamı sağladı ve G2’nun son zamanlarda en çok etkiyi yaratan takım olduğunu gördük, ben de bunun bir parçası olmak isterim. Bu işi yapmaya kazanmak istediğim için başladım, bu Worlds’ü kazanmak demek ve G2’nun da bu konuda bana yakın bir mantaliteye sahip olduğunu düşünüyorum, bu da her şeyi açıklıyor zaten. Bir anlamda birbirimiz için yaratıldığımızı düşünüyorum çünkü onların Worlds’ü kazanmayı çok istediklerini biliyorum ve her zaman bunu yapabileceğimize inancı olan az sayıda kişinin arasındaydım, en azından 2018’den beri bunun ihtimal dahilinde olduğuna gönülden inanıyorum. Bu yüzden birbirimize mükemmel şekilde uyduğumuzu düşünüyorum.

 

Aslında, finale çıktığımız an inanmamı sağlayan an değildi bile. Yani 2017 civarlarındaydı. Geçmişe dönüp baktığımda büyük bir oyuncu olduğumu düşünmüyorum. İyiydim, iyiden daha fazlasıydım belki, hatta insanlar o zaman en iyi olduğumu bile söyleyebilirler ama eğer bir oyuncu olarak 2017’deki hâlimle şimdiki hâlimi karşılaştırırsam o zaman olduğumdan tamamen farklı bir canavar görüyorum. Yani o zaman, sadece katılmaktan fazlasını verebileceğim ya da yapabileceğim çok şey olduğunun farkına varmıştım. “Katılan adam” olmaktan, yani her etkinliğe, her finale ya da her Worlds’e katılan ama aslında hiçbir zaman hiçbir şey kazanmayan kişi olmaktan. Evet, 2017 sezonu ve sonrası beni kendime getirdi ve eğer kendimi verirsem herkes kadar iyi olduğumun farkına varmamı sağladı.

Bu sene Worlds’ten döndük ve takımda kalmaktan başka hiçbir planım yoktu çünkü aslına bakarsanız gayet iyi bir sene geçirdiğimizi düşündüm. (“tamam belki” ile başladığımızda cümle bitemiyor.) Favori olarak gitmemize rağmen bahar finallerini kazanamadık ve yaz mevsiminde play-offlara zar zor girdik ve finallere kaldığımız gibi yine ezildik. Herhangi anlamda temiz bir yıl değildi ama geri dönüp baktığımızda “o kadar da muhteşem olmadığı” söylenen bir yılda 2 ikincilik alıp Worlds’te ilk 8’e kaldıysak o zaman bir de muhteşem bir yıl olsa neler olabileceğini düşünmeye başladım. Ben de şimdi Worlds’ten dönmüş ve herkes bunu başarmaya çok odaklıyken kadroyu, koç ekibini nasıl kurmamız gerektiği, Berlin’e döndüğümüzde günlük rutinlerimiz nasıl olmalı gibi konularda fikrimi paylaşmaya başladım çünkü bu yıl sorunlarımızın çoğu aslında bazı süreçler ilerlerken başarısızlığa uğradığımız için yaşandı. Yani kaybettiğimiz gün başarısız olmadık, daha çok o güne gelirken sağlıklı bir süreç geçirmedik, basitçe söylemek gerekirse zamanımızı çok daha iyi kullanmalıydık. Bütün yılını üzerinden değerlendirdiğin o önemli anlarda sana yardımcı olması için yıl boyunca çok fazla şey farklı yapılabilir diye düşünüyorum.

Takımda ne yapmak istediğimizle alakalı hiçbir zaman karar verici bir unsur değildim gibi hissediyorum ama takımdaki herkes gibi ben de edebildiğim kadar yardım etmeye çalıştım ki takım en iyi halinde olsun ve bu da gelecek yıl için Fnatic’ten biraz çekinmemin sebebi aslında. Yapbozun birçok iyi parçasına sahip olduklarını düşünüyorum, o yapbozun bir parçası olmaktan rahatsız olmazdım ama anlarsın ya, G2 gelip “Oynamak ister misin?” diye sorduğu zaman bu, bu çıkmam gereken sıradaki seviye diye düşündüm. Eğer taraftarların endişe duyduğu şey buysa, Fnatic’in kötü bir durumda olacağını düşünmüyorum. İyi olmaktan fazlasını yapacaklar ve büyük ihtimalle bahar mevsiminde potansiyel bir finalde karşımıza engel olarak çıkacaklar, karşı tarafta oynamak da benim için biraz garip olacak tabii ama ben de beklentilerimi mantıklı seviyede tutmaya çalışıyorum. Çünkü şimdi biliyorum ki bu işe “Süper, şampiyon takıma katılıyorum, her mevsimi kazanıyorlar ve Worlds finallerine kalıyorlar, MSI kazanıyorlar!” diye girmek çok kolay, bu beklentiler çok hızlı bir şekilde haddini aşabiliyor. Eğer her şeyi kazanmayı ve asla sorun yaşamamayı beklersen sonunda sana kalacak şey sadece hayal kırıklığı olacak, kazandığın zaman zaten bunu bekliyor olduğun için mutlu bile olamayacaksın. Kendime veya takım arkadaşlarıma çok fazla baskı yüklememek için çok uğraşıyorum çünkü bu değişimler aşmamız gereken yeni bir zorluk. 8 ya da 9 farklı kadronun parçası oldum ve en küçük değişimle bile, yani bir kişinin değişimiyle hatta yeni gelen kişi bir koç ya da yeni bir menajerse bile anında çalıştığın yer tamamen farklı bir atmosfer ve çevre hâline bürünüyor. Yani bu duruma sağlıklı bir şey gibi bakmaya çalışıyorum, zararlı bir durum gibi bakmamaya çalışıyorum ki aslında bu durumun kolayca zararlı bir hale gelebileceğini düşünüyorum.

Şartların nasıl olduğunu yeterince açıkladın diye düşünüyorum, belki gerçekten kalbi kırılan hayranlar için de bir şeyler söyleyebilirsin çünkü takımla bu kadar vakit geçirdiğinde kişisel olarak senin hayranın olanlar takımın taraftarı da oluyor ve aynı şekilde takım taraftarları da senin hayranın oluyorlar. Tabii ki bunların bazıları seninle beraber gelecek, bazıları da kalacak. Bu tercihle ilgili onların senin hakkında bilmeni istediğin şey nedir?

Sanırım herkesin takımdan aramız bozuk bir şekilde ayrılmadığımı bilmesini isterim. Son ayrıldığımda da öyle olmamıştı, insanların üzerinde öyle bir algı var sanırım, dargın bir şekilde ayrıldığımı ya da biriyle kişisel sorun yaşadığımı düşünüyorlar ama bu doğru değil. Sadece herkesin geri dönüp baktığında hatırladığı oyuncu olmak benim bir hayalim ve seçimlerimi hep buna göre yaptım. 2014’te ayrılıp Alliance’a katıldığımda bugün G2’ya katılırken hissettiğimin aynısını hissediyordum. Bir hayalim var ve buna ulaşmayı çok istiyorum. Yani kimseyle bir sorunum yok ya da bir şeyler yanlış değil, yalnızca bir anlamda bencil olmam ve bu hayale ulaşmak için elimden gelenin en iyisini yapmam gerekiyordu.

Bazı insanları bırakıyor olmak tabii ki canımı yakıyor, örneğin Gabriel (Bwipo) ve Zdravets (Hylissang) ile çok iyi bir ilişki kurduk. Birlikte üç muhteşem yıl geçirdik, bir şey kazanamadığımızın farkındayım, yani 2018’de iki mevsim kazandık ama dört tane üst üste kaybedince o başarı artık kolayca unutulabilir hâle geldi. Bunları kaybederken bile beraber inanılmaz bir maceradaymışız gibi hissettim. Nemesis ile de iki yıldır beraberdik ve onunla da çok iyi bir zaman geçirdim. Çok fazla sorun yaşıyorduk ama o hep bana destek oluyordu. Geride bıraktığım için çok üzüldüğüm bazı özel kişiler var, beraber sadece bir yıl geçirdiğim Selfmade bile buna dahil. Geri dönüp birlikte ne kadar vakit geçirdiğini düşünmek çok garip bir his. Ondan önce iki yıl önce Broxah ile oynadım mesela, iki yıl boyunca sOAZ vardı. Daha da eskiye gidelim, Febiven ile 2 yıl ve YellOwStaR ile birkaç sene geçirdim. Bunlar kalsam da gitsem de benimle olacağını bildiğim isimler, kişiler ama onları geride bırakmak hüzünlü.

 

Her taraftarın aklına ilk gelen soru, neden bu kadar büyük bir değişiklik yaptın ve neden G2’yu yeni evin olarak seçtin?

 

Bence bu açıkça ortada, bir kupa kazanmayı denediğim son birkaç sefer G2 yolumu kesen takım oldu. Bir noktada, onların büyük ihtimalle hep yolumu keseceğinin farkına vardım ve Worlds kazanma ihtimalimi arttırmak istedim, bu yüzden G2’nun benim için mükemmel bir yer olduğunu düşünüyorum. Bu takımın hep zirvede olma tutkusunu çok iyi anlıyorum. LEC’ye veya 2016’da LCS’e katıldıkları andan beri öyle ya da böyle çok iyi bir takım, çok iyi bir marka oldular. Bana bir teklif yaptıkları zaman, bunu cevaplamak çok basit oldu diye düşünüyorum. Bu olanak sağlandığı için inanılmaz mutluydum.

Caps ile ya da Rasmus diyeyim, tekrar oynayabilecek olmak da çok eğlenceli. Beraber 2 yıl geçirdik ve hep onunla sağlam bir taşıyıcı ikili olduğumuzu düşünüyordum. O çılgın agresif taşıyıcıyken ben istikrarlı ve güvenli olandım. Bu şekilde birbirimizi çok iyi tamamlıyorduk. Onunla tekrar oynamak için çok heyecanlıyım. Ayrıca Jankos ile All-Stars’da oynamıştım. Beraber oynadığımızda üzerimde çok iyi bir izlenim bıraktı. Onunla beraber bir takımda oynamanın nasıl olacağını hep merak etmiştim. Bu fırsatı yakalamış olmak bana heyecan ve mutluluk veriyor.

Miky… 2016 yılında yedeğimizdi. 2016 kadrosu için onu almayı çok istedim ama – o zamanlar – çok tecrübesizdi. Onu hemen as takıma almanın doğru tercih olmayacağını düşünmüştük. Bahar mevsimi için yedek oyuncumuz oldu ve sonra Splyce’a ve Misfits’e gitti. Şimdi de G2’da ve o zamandan beri ortalığı sallıyor. Onunla tekrar oynamak çok heyecanlı çünkü o Avrupadaki en iyi destek. Hylissang’in çok az farkla ikinci olduğunu biliyorum hatta belki o birinci ve Miky ikincidir ama en iyi desteklerden birinin yanından ayrılıp diğerine gidebildiğim ve bana sahip çıktıkları, çok şey öğrettikleri için ayrıcalıklı hissediyorum.

Wunder için, sanırım onunla hiç oturup konuşmadık. Haritanın zıt taraflarındayız ve hiç iletişime geçmedik ama sessizce her oyun kendine bir şekilde oynama yolu bulduğu için bana sOAZ’ı anımsatıyor. Onun neyi iyi yaptığını tam olarak açıklayamam ama birinin 20 dakika boyunca kendini hiç fark ettirmeyip bir anda oyunu taşıması, çok güçlenmesi ya da koridorda aşırı üstün olması bence çok havalı. Bu üst koridorların tam olarak yapması gereken şey ve bunu görebilmek çok iyi, bu hâliyle gerçekten sOAZ’ı hatırlatıyor. 

 

Oyunculuk kısmında endişe yaşamıyorum. Çok iyi bir takım olacağımızı biliyorum. Hepimiz çok iyi oyuncularız ama tabii ki sosyal ya da takım kültürü anlamında takıma nasıl uyacağım konusunda biraz endişelerim var çünkü Fnatic’te işleri nasıl yaptığımıza çok alışkınım, belki de G2’da işlerin nasıl yürütüldüğünün tam tersi olacak ve gelip her şeyi değiştirmek istemiyorum çünkü onların bulduğu yol aslında başarıya giden yol. Yani kendim olmak istiyorum tabii ki çünkü artık nasıl başarılı olacağımı biliyorum. Kendim olmak konusunda kendi tarzım var ama sadece gelip takımı değiştirmek istemiyorum. Kendim olmak için elimden geleni yapacağım ki zamanla bunu takıma entegre etmeyi öğrenebilsinler ama aynı zamanda dinlemek ve öğrenmek için de orada olacağım çünkü şimdiye kadar yaptıkları her neyse çok iyi bir şey. Bu kadroda nelere yardımcı olabileceğimi görmek için onlara katılmak ve bu yaptıklarını olabildiğince takip etmeye çalışmak istiyorum.

Kendini lider doğmuş biri olarak mı tanımlarsın yoksa bu senin zamanla alıştığın bir görev mi? Çünkü şimdi birinin görevi devralması gerekecek.

 

Liderliğe konuşmalar yapan veya odada en çok konuşan, en çok yer kaplayan kişi olma olarak bakarsak alıştığımız liderlik anlayışına uyan biri değilim. Ben daha çok sessiz biriyim ya da insanlara örnek olarak liderlik eden biriyim, takım içinde sürekli iyi bir performans göstererek ve iyi bir ruh haline sahip olarak örnek olurum. Luka’nın (Perkz) olduğu gibi bir lider olacağımı sanmıyorum. Umarım taraftarlar bunu beklemiyordur çünkü onlar için ya da benim için bu işin benden Luka olmamın beklendiği adaletsiz bir duruma dönüşmesini istemem. Ben de dahil olmak üzere buradaki herkes işlerin biraz değişeceğinin farkına varmalı. Kötüye gitmek zorunda değil. İyiye gitmeyebilir, gidebilir de ama farklı olacağı aşikâr ki bence bu tamamen normal. Umuyorum ki herkes bu işe biraz zaman vermeye sıcak bakıyordur. Kesinlikle bazı sıkıntılar çıkacak. Her takım sorunlar yaşar. Niyetler iyi olduğu sürece, işleri kendi kendine çözülmeye bırakacak sabrınız varsa bunların bir önemi yok.

Kısıtlı şampiyon havuzun birazcık önünü kapatıyordu. (Rekkles: Evet.) Ayrıca bu G2 topluluğunun oyunculardan beklediği kadar esnek olmadığına da yorulabilir çünkü biz oyuncularımızın çılgınca şeyler denemesiyle ünlüyüz. Ne beklemeliyiz?

Son yıllarda bu konunun üzerine çok düştüm diyebilirim. Caps ayrıldığında ya da onunla oynadığım sırada bile onun oyunda çok iyi olmasının sebeplerinden birinin oyundaki her şampiyonu bilmesi olduğunun farkına varmıştım. Ona “Hey, şu şampiyonu oynasana.” dediğin zaman sana “Evet, bunu şu zamanda tekli derecelide oynamıştım, bunları ve şunları yapmıştım.” diye cevap verir ve her seferinde, anlattığı şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyor olur. Sonra gelip bana sorarsın ve ben de “Şu 20 nişancıyı oynadım ve bunun dışında hiçbir şeyi bilmiyorum.” diye cevap veririm. O an anladım ki, başka şeyleri de öğrenmeliyim. O zamandan beri, yani yaklaşık 3 yıldır, yeni şampiyonları öğrenmekte, şampiyon havuzumu genişletmekte veya daha fazla şey yapabileceğimi göstermekte çok iyi bir hâle geldim ama hala şu mantaliteye sahibim, nasıl anlatayım, eğer bir şeyin iyi olduğunu düşünüyorsam ama metaya uygun değilse hâlâ bu düşüncemin arkasında durmaya devam ediyorum ve onu oynamak istiyorum. Kolayca vazgeçip diğer insanların yapmak istediği şeyleri takip edeceğimi düşünmüyorum. Bazen kendime, düşüncelerime güveniyorum ve onları savunuyorum. Şimdi daha iyi bir çizgideyim diye düşünüyorum, hâlâ kendime has özelliklere sahibim ama daha fazla şampiyon oynayabiliyorum ve ortaya koyduğum şeyin daha çeşitli olmasını sağlıyorum.

Geçmişte ana stratejilerimizden biri, “Sen ne yaptığını anlayamıyorsan, rakibin de anlayamayacaktır.” olmuştu. Yani bu tabii ki de bir şaka ama çoğu zaman organize bir kaos oyunu oynuyoruz. Buna hazır mısın?

Evet, hazırım. Bir nişancı olarak zaten işim takım arkadaşlarımı takip etmek. Yani sorumluluk alan sen olmak zorunda değilsin, daha çok takip etmesi ve takım arkadaşlarına destek olması gereken kişi oluyorsun. Eğer takım çılgınca oynamak istiyorsa, çılgınca oynarım. Takım işleri yavaştan almak istiyorsa, yavaş oynarım. Çünkü benim oyundaki rolüm bu. Bunun da oynayabildiğin şampiyonlara bağlı olması şart değil diye düşünüyorum. Yani sırf çılgınca olsun diye her oyun farklı bir şampiyon oynamak zorunda değilim. Bence çılgınlık, 10 maç üst üste aynı şampiyonu oynayıp takımının senden istediğine, karşılaşmaya ve oyun planına göre her oyunu biraz daha farklı oynamak da olabilir. Şampiyonları değiştirsen de değiştirmesen de yaşanabilecek çok şey var, o yüzden bu işin çıkıp bütün nişancıları ya da büyücüleri oynamakla alakası olduğunu sanmıyorum. Belki yine Garen-Yuumi oynarım ama olay bu değil. Olay açık görüşlü olmam ve daha önce bahsettiğim gibi gelip G2’nun bu kadroyla özel olarak yarattığı başarıya giden yolu dinlemek ve öğrenmek. Orada kendime bir yer bulmaya çalışmak. Çünkü hâlâ bunu yapmak istiyorum…

League of Legends arenasında 8-9 senedir bulunduğumu da aklınızda tutmanız lazım. Bunu kullanmalıyım. Gelip çaylakmış gibi davranmamalıyım, bir fikre sahip olmalı ve tecrübemden bize avantaj sağlamalıyım. 

 

İnsanlar seni biraz daha ciddi biri olarak görüyorlar. (Rekkles: Evet) Biraz gevşemeni beklemeli miyiz?

Bence bu zor bir soru. Takıma katılmak hakkında endişelendiğim tek şey bu. Daha önce de söylediğim gibi, oyunumuzun iyi olacağını biliyorum. Takım arkadaşlarım harika ve onlar hakkında daha fazla konuşmama gerek yok. Bence ben de harika bir oyuncuyum, yani işler oyuna geldiği zaman iyi olacağımızı biliyorum ama bu bahsettiğin şeyden çekiniyorum, benim biraz daha ciddi, sessiz adam olmamdan. Beklediğiniz lider olamamaktan. Aslında, Perkz olmamamdan. Bu engellerin karşımıza çıkacak engeller arasında aşılması zor olanlar olacağını düşünüyorum. İşlevimi nasıl farklı bir şekilde yerine getirebileceğimi öğrenmek veya biraz gevşemek, bunlar bence önümde duran zor görevler. Bu da aslında sorun değil diyebilirim. Çünkü oyunumuzun iyi olacağını bildiğimden, bütün enerjimi takımla kaynaşmak için harcayabilirim. Veya Miky ile olan sinerjim üzerinde çalışmak için. Caps ile aramızdaki sinerjiyi yeniden alevlendirmek için. Son olarak, Jankos ve Wunder ile oynama fırsatı yakalamak için. Burada odaklanabileceğim çok eğlenceli ve benim için çok yeni bir alan olacak bir dolu şey var.

 

Önümde zorlu ve potansiyel olarak çok eğlenceli geçebilecek bir yıl var diye düşünüyorum. Geçmişten çok farklı olacağını öngörüyorum ama bu, sadece bu işi sürekli oyunuma odaklanacağım herhangi bir yıla giriyor olmaktan daha heyecanlı hale getiriyor çünkü bence artık işler oyunu oynamakla olmuyor. Avrupa’da başarılı olmak istiyorsak herkes oyunda zaten iyi olduğu için bunun sonucu belirleyen şey olmadığının farkına varmak gerekiyor. Takım olarak nasıl işlediğiniz nasıl iletişime geçtiğiniz birbirinize ne kadar güvendiğiniz… Bunlar çok daha kapsamlı şeyler bence, bu takımda bu gibi şeylerin benim için daha büyük bir odak noktası olacağını hissediyorum. 

 

Yani teorik olarak taraftarların seni Voicecomms’da (Sesli Sohbet) şarkı söylerken duyma şansları var.

 

Hangi şarkıyı söylediğimize göre değişir ama şarkıyı biliyorsam eşlik ederim.

 

 

 

İfade İle Yorumla

13
11
1
0
0
4
Daha önce oy kullanıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir