O çocuk sahile vardı. – Huanfeng’ın hikâyesi

Please log in or register to like posts.
Haberler

“19 yıllık sessiz sakin bir yaşamın ardından Tang Huan-Feng’ın geleceği, aynı özlemiyle yaşadığı deniz gibi, bilinmezliklerle çevrelenmiş sayısız olasılıkla dolu.”

 

Çeviri: Hasan Ege Karıksız

Editör: Çınar Tuncer

Çince orijinal hikaye – Yazar: 丹尼二狗

İngilizce orijinal çeviri – Çevirmen: iCrystalization

Görseller: League of Legends Pro League (LPL), Suning, GuoKui

                                                                                         

 

Sessiz Bir Çocuk

 

Tang Huan-Feng, profesyonel olduktan sonra da arada bir yalnız başına zaman geçirmek isteyecek.

Hatta onu tutup kendi yaşındaki insanlarla dolu bir kalabalığın arasına atsanız, büyük ihtimalle aralarındaki en sessiz kişi o olacaktır. Lisedeyken rehber öğretmeni Pang Hoca bu özel çocuğu anında fark etmişti.

“Sınıftaki öğrenciler yaramaz ve yanlış davranışlara sahipken, Huan-Feng bana köşede oturup düşüncelere dalan kişilerden olduğunu hissettirmişti, dalgın bir öğrenciydi.” – Pang

Tang Huan-Feng daha sonra okuldan ayrıldı ve profesyonel espor yolculuğuna adım attı. IGY (Invictus Gaming Young) takımının menajeri GuoKui onunla ilk tanıştığında aynı izlenime sahipti. “Başta diğerleriyle kaynaşmakta çok iyi değildi, oyun içinde de çok konuşmazdı.” Yine de, GuoKui onunla daha çok iletişime geçtikten sonra bu çocuğun çoğunlukla fikirlerini kendine sakladığını ve duygusal rehberliğe ihtiyaç duyduğunu anladı. “Bazen onun ne düşündüğünü anlayabiliyorsunuz, genelde karar vermesine yardımcı olmanız gereken an, o an.”

2020 sezonunun başında Tang Huan-Feng Suning’e transfer oldu. LPL sahnesine ilk kez çıkıyordu. Daha bahar mevsiminin sonu gelmeden menajer Yuan Xi yavaş yavaş bu çocuğun içerisindeki yalnızlığı sezdi. Takımın tatil günlerinde Huan-Feng bazen kendine alakasız bir metro bileti alır, metroyla daireler çizer ya da bazen rastgele bir durakta inip yalnız başına etrafta yürür ve tekrar metroya binerdi. “Monopoly oynar gibi bir durağa gider ve etrafa bakınırdı.” Yuan Xi ona bunu neden yaptığını sorduğunda Huan-Feng bunun kendi kafa dağıtma yolu olduğunu söyleyerek cevap verdi.

Tang Huan-Feng için Suning’e gelmek ve LPL sahnesinde olmak 19 yıllık yaşamının en büyük dönüm noktası olmayabilir. Yine de bu onun kendi emeğinin sonucu aldığı birkaç meyveden biriydi ve onu doğru yola yönlendiren bir dönüm noktası oldu. Bundan önce çocukluğunda ve gençliğinde tam anlamıyla acizliği tecrübe etmişti. Esporun alt seviyelerindeki zorlukları, yükselişleri ve düşüşleri tecrübe ettiği gibi.

2019’un ortasında, bahar mevsiminin sonunda, hâlâ IGY’da oynayan Tang Huan-Feng, tatilde Guangşi bölgesindeki memleketine geri döndü. Eve döndükten sonra şehrin güneyindeki limana gitti. Kıyıda yaz rüzgârları her yönden gelip tişörtüne üflüyordu. Altındaki dar nehirden balıkçı tekneleri geçiyordu. Tam o anda, zaman onun için durdu. Profesyonel kariyeri başladığından beri ilk kez Tang Huan-Feng’ın içi tamamen rahatladı.

“Hiçbir şeyi düşünmemek çok zor, biliyor musun? Sadece o an yaşayabildim bunu.”

Tatil bitip de takıma döndükten sonra Tang Huan-Feng’ın aklında denizi tekrar görmek vardı. Gelecekte bir şansı olursa eğer, kıyıya bir kez olsun gitmek zorunda olduğuna karar verdi. Belki de aynı hissi tekrar yaşayabilirdi.

 

 

Küçük Oda

 

Huan-Feng çocukken annesi sık sık ona cevap vermenin imkânsız olduğu bir soru sorardı. “Baban ve ben ayrılsak kiminle kalırdın?” Ailesindeki değişimler de o zamanlarda başladı. Tang Huan-Feng’ın – hayatın gerçekleri tarafından zorla kısa kesilen – çocukluğu sırasında ebeveynleri sonu gelmez bir tartışmanın içinde gibilerdi.

 “Onlar kavga ederken hep odama saklanırdım. Tabii odam ses geçirmez olmadığı için her şeyi duyabiliyordum.”

 Tartışmaların altında yatan nedenlerin birçoğu babasının diğer ailesine veya annesinin finansal zorluklarına bağlıydı. Bir seferinde Huan-Feng ilköğretim dördüncü veya beşinci sınıftayken, annesi onu bir elektrikli bisikletle okuldan almıştı. Yollarına devam ederlerken aniden yemek almak için hiç paraları olmadığını, sadece bir tane yeşil soğan alabileceklerini söyledi annesi. Huan-Feng’ın aklından tek bir şey geçiyordu, bu nasıl olur? Bu olaydan sonra, ebeveynlerinin kavgaları sırasında babasından para istemek için genelde annesinin ulaklığını yaptı.

 “Tam önümde kavga ettikleri zamanlar da vardı, bu ayın kirasını ne yapacaklarını, yaşamak için harcamaları gereken parayı nereden edineceklerini konuştukları kavgalar. Annemin durumu kısıtlıydı. O zamanlar bir işi yoktu.”

Ortaokulun ilk döneminde annesi kısa bir süreliğine evi terk etti. İkinci dönem sırasında bir gece evde tekrar belirip, çantalarını toplayıp memleketine dönene kadar da bir daha eve uğramamıştı. İşte o gece, sözün bittiği yerdi. Huan-Feng bilgisayarın başında otururken annesinin eve girmesini, bavulunu almasını ve evi terk etmesini izledi. Annesine nereye gittiğini sordu, bir cevap alamadı. Sadece kapının kapandığını duydu. O andan itibaren 12 yaşındaki Tang Huan-Feng yalnızlıklarla dolu yaşamına başladı. Çocukluğundan beri ailesiyle yaşadığı o küçük odada bir anda yapayalnız kalmıştı. Babası ona ayda 2 kez 200 yuan (yaklaşık 29 dolar) verirdi. Arada bir evde ona bıraktığı bilgisayarı kullanmak için diğer ailesinin yanından dönerdi. Çoğu ampul kırıktı, gece karanlık çöktüğünde bilgisayar ekranının parlaklığı evdeki tek ışık kaynağı oluyordu.

 “Bazen insanların başkalarına bel bağladığını görüyorum, böyle bir hissiyatın güzel olamayacağını düşünüyorum. İşleri kendi kendime halletmeye alışığım, erkenden özgürlüğe sahip olmak çok iyi olabiliyor.”

3 koca yıl boyunca Tang Huan-Feng o küçük odada tek başına yaşadı. Bu dağılmış ev, Huan-Feng’ın dünyaya ve onun üzerindeki insanlara karşı görüşünü de etkiledi. Anne ve babasının onun önündeki davranışlarının sadece onun gerçek hayatı görebilmesi için oynadıkları oyunlardan ibaret olduğunu düşünmeye başladı. Yalnız geçen bir yaşamın ardından “gerçekten iyi bir insan olmanın ne olduğunu bilmiyordu ve öyle birinin var olduğuna da inanmıyordu.”

Ortaokulda Huan-Feng’ın evinin karşısında oturan, ailesi otel işletmeciliği yapan bir sınıf arkadaşı vardı. Her sabah, okula yarım saat boyunca beraber bisiklet sürerek giderlerdi. Huan-Feng’ın ailesinin durumunu öğrendikten sonra, o sınıf arkadaşı arada bir ona kahvaltı almaya başladı. Başta Huan-Feng ona kahvaltı parasını geri ödemek istemişti ama arkadaşı “boş ver, ben ısmarlıyorum” diyerek cevap verdi. Ismarladıklarının sayıları artmaya devam ediyordu. Huan-Feng yine okul yolundalarken bir soru sordu ona: “Bana niye bu kadar iyi davranıyorsun?” Arkadaşı cevapladı: “Biz sınıf arkadaşı değiliz, biz dostuz.” Bir başka gün ise, sahilde Huan-Feng’ın ayağı kaydı ve dalga onu denizin içine düşürdü. Kıyıdaki onca insanın arasından sadece o arkadaşı suya atladı ve onun elini tuttu.

Lisede kampüste yaşamaya başladığında, sık sık Huan-Feng’ı bulmaya çalışan ve fizik dersi için yardım isteyen bir sınıf arkadaşı vardı. Bu kız her pazar günü okuldan eve döndüğünde sınıf arkadaşlarıyla paylaşmak için evden yiyecek getirirdi. Huan-Feng için o zamanlar bu “gerçek olamayacak kadar iyi” bir hareketti. O kıza da benzer bir soru sordu: “Diğer insanlara karşı niye bu kadar iyi davranıyorsun?” Kız cevap verdi: Bu çok normal bir şey değil mi?

“Bu iki olay, yavaş yavaş diğer insanlara farklı bakmamı sağladı.”

Gün içinde, Tang Huan-Feng okula gidip geliyordu, sınıf arkadaşlarıyla normal bir çocuk gibi anlaşıyordu. Okuldan döndüğünde ise ışıkları olmayan bir odada bilgisayarının karşısında tek başına oturuyordu. Geceleri koltukta yalnız başına uyuyordu. Eskiden küçük odasında hâlâ çocukluğundan kalma şeyler vardı, çizgi romanlar, oyuncaklar, bir oyuna ait küçük bir hançer modeli gibi. Fakat yalnız yaşamaya başladığında, bir kez bile orada uyumadı. Gençliği o farkına varmadan geçip gitti. Huan-Feng’in kafasında ise o soruya olan cevabı yavaş yavaş oluşmaya başladı: Baban ve ben ayrılsak, kimle kalırdın?

“Kendimle. Bir bilgisayar, bir okul ve bir sınıf arkadaşıyla. Bunlar yeterli, tam olarak bu şekilde hayatıma devam edebilirim.”

 

Söz

 

Tang Huan-Feng’ın kalbinde, yerine getirmesi gereken bir söz belirmişti. Bu sözün oluşumu belirli bir anla başladı. İşte o an da ortaokulun üçüncü döneminin sonunda, kış tatili sırasında karşısına çıktı. Yılın bitişinin yakınlarına doğru Huan-Feng ve babası yeni yılı kutlamak için köye döndü. Çocukluğu boyunca Huan-Feng kutlamaya karşı bir bakış açısına sahipti, baba tarafında tanımadığı insanlar vardı. Köye döndüğü gibi her türlü dışlanmaya maruz kalıyor ve sürekli birileri ona bağırıyordu. Bu durum onun üzerine adeta bir gölge gibi çöküyordu. Bu sefer, babası tartışmaya yer bırakmadı. “Köye dönmezsen burada ne yapacaksın?” Küçük bir yerde, küçük bir şehirde yaşayan biri olarak kendi başına evinde kalsa, herkesin yeni yılı kutlamak için köye döndüğü bir zamanda yemek yiyecek bir yer bulmak bile çok zor olacaktı.

Köyde babasının büyük ailesi vardı. Huan-Feng’a çocuklardan oluşan bir grupta on numara verilmişti, herkes ona “On” diyordu. Yılbaşı gecesinde üç kardeşler, “Dokuz”, “On” ve “On Bir”, gece evde bekçilik yapmak yerine gizlice evden kaçıp doğruca internet kafeye gittiler ve bütün geceyi orada geçirdiler.

“Dokuz’un ailesinin durumu benimkine benziyordu ve ikimiz de oyun oynamayı seviyorduk. On Bir’in ailesi ise bizle oynamasına izin vermezdi. Bir daha bizimle dışarı çıkarsa onu öldüreceklerini bile söylediler.”

O akşam aile disiplini tıpkı bir baloncuk gibiydi. Cazip internet kafe fikri, o baloncuğa önce bir diken batırdı, sonra da patlattı. Yeni yıl kutlamaları sebebiyle içerde tek bir kişi bile yoktu. Çocuklar sonraki günün sabahına kadar oynadılar. O zamanlar “Demacia’nın Kankaları” (The Bromance of Demacia) ünlüydü, o yüzden biri Jarvan IV, biri Xin Zhao, diğeri de Garen oynadı. Yılbaşı günü sabah saat 7’de, gecenin ödemesi için 10 yuanı çıkardıktan sonra, daha kahvaltı yapmamış olan bu üç çocuk yorgun argın eve döndüler. Yürüyüp konuşurlarken, içlerinden Huan-Feng’ın hatırlamadığı birisi “Gelecekte profesyonel olalım.” dedi. O zamanlar Platin liginde olan Huan-Feng’a bu bir şaka gibi gelmişti. Zaten espor maçları ve profesyonel oyuncular ilgisini çekmeye başlamıştı ama bunlar kendisinden çok çok uzakta gibi duruyordu. “Asla onlarla aynı olduğumu düşünmezdim.” Ama yine aynı yılbaşı sabahında iki kardeşinin söylediklerini ciddiye almaya başladı.

“Ben çocukken, ebeveynlerim kavga ettiğinde, annem her zaman babamın söylediği her şeyin saçmalık olduğunu, hepsinin yalan olduğunu söylerdi. Ondan sonra da erkeklerin söylediklerinin sorumluluğunu alması gerektiğini eklerdi.”

Yeni yılda, küçük odasına döner dönmez Tang Huan-Feng kendisi üzerinde çalışmaya başladı ve zamanının çoğunu bu oyunda harcadı: “Saat 5’te kalk, bir tane dereceli oyun oyna, sınıf arkadaşlarına yetiş ve onlarla beraber okula git, 2 saatlik öğle arasında 1 saatini ev ile okul arasında bisiklet sürmeye harca, diğer 1 saatinle de bir ya da iki tane dereceli oyun oyna.” Buna ek olarak, öğleden sonra okuldan ayrılmadan önce Huan-Feng dersten zaman ayırır ve ödevini orada bitirirdi. Bu sayede eve döndüğünde gece 11’de uyuyana kadar oyunu tek başına oynayabilirdi. Sonraki gün, hepsini tekrar ederdi. Önce orta koridorda oynadı, daha sonra ise bunun biraz “yanlış” olduğunu hissetti. Nişancı pozisyonuna geçer geçmez “bu rol benim olmalı” diye düşündü. O andan itibaren Huan-Feng eski dostlarıyla çok az oynadı. Samimiyetle bildiği bir şey vardı: “Onları bulup oynadığım anda, öylesine oynadığımızı ve bundan fazla bir şey kazanmadığımı hissediyordum. Sadece eğleniyorduk. Hiçbir ciddiyeti yoktu.” Ortaokul sona ererken, Huan-Feng’in kazandığı puanlar onu yüksek bir kazanma oranıyla Elmas 1’e yerleştirmişti bile. Bunun ardından özel sunucuya geçti, orada da 200-300 LP civarlarında bir Ustalık oyuncusu oldu.

“Kimi zaman birisi bir şeyi gerçekten istediğinde, bunu çok iyi yapabilir. İnanın bana.”

 

Son Karar

 

Ortaokuldan mezun olduktan sonra, Huan-Feng ortalama bir lisede ortalama bir sınıfa girdi. Daha yeni mezun olup öğretmenliğe başlayan Pang Hoca’nın ilk öğrenci grubunun içindeydi. Pang Hoca’nın Tang Huan-Feng hakkında ilk izlenimi sessiz olduğu ve iyi notlara sahip olduğuydu. Bununla kalmadı, bu kadın onun güçlü bir tarafı olduğunu da fark etti.

“Benimle üniversiteye giriş sınavı sonuçlarım hakkında muhabbet etti, hatta karşılaştırmalar bile yaptı. O zamanlar onun en iyi hatırladığım sözü ‘Öğretmenim, gelecekte sizi kesinlikle geçeceğim.’ olmuştu.”

Huan-Feng’ın her akşam özel çalışma vakti saat 6.40’tan 9.10’a kadar sürüyordu. Bir akşam saat 7’de muhabbet etmek için Pang Hoca’yı aradı ve o akşam çalışma vakti boyunca, zil dersin bittiğine işaret edene kadar sohbet ettiler.

“Bana hangi yolun seçilmesi gerektiği konusunda sorular sordu, oyun oynamak mı yoksa liseye devam edip üniversite kazanmak mı? Çelişkiye düşmüş gibi gözüküyordu. Bana oyunlarda çok iyi olduğunu ve diğer yola göre daha yüksek bir getiri sağlayabileceğini söyledi. Aynı zamanda üniversite kazanmak da istiyordu çünkü notları çok iyiydi.”

Ortalama bir sınıfta bulunan Huan-Feng notlarıyla her zaman birinci veya ikinci sırasını koruyordu. Lisede azimle devam etti, bir yandan çalışıp diğer yandan oyununu geliştirdi. Fakat zaman ilerledikçe içindeki karışıklık büyüdü de büyüdü. Kalbinin derinliklerinde seçim yapması gereken günün geleceğini anlamıştı. Bunun da etkisiyle, Pang Hoca’yla sohbet ederken ona “Okula gitmeyi bırakırsam ne olur? Okula gitmeyen çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz?” gibi sorular sormaya başladı. İlk başta Pang Hoca kesin bir duruş sergiledi. “O sırada onun oyun seviyesinin ne derece yüksek olduğunu kavrayamadım, ayrıca oyunların ona uzun vadeli avantajlar açısından ne verebileceğini de idrak edemedim. Bu sebeple, benim gözümde de çok parlak ve zeki bir öğrenci olduğu için ona eğitim yolunda yürümesini tavsiye etmeye devam ettim.” Yine de sohbetlerin sayısı ve sıklığı arttıkça, Pang Hoca düşünce tartısının gizliden gizliye sallandığını hissetti.

Tang Huan-Feng’ın hayatında başka şeylerin yaşanması da lisedeki birinci yılı civarlarına tekabül ediyor. Örneğin, bir ara babasından aldığı harçlık iyice dengesiz hale geldi. Ayda iki kez gelen 200 yuan, bir kez gelir olmuştu. Babasına ne zaman para alacağını sordu ama cevap alamadı. Başka bir zaman ise Huan-Feng’ın annesi ona bir anda evin parasız kaldığını söyledi. Eğer ödeme yapmazsa, evinin alınabileceğini söyledi. Bu yüzden Huan-Feng’ın harçlığının bir kısmını bir şey olursa diye biriktirmekten başka bir şansı kalmadı. Ayın yarısı geldiğinde bazen Huan-Feng’ın günlük sadece bir şişe suyu ve iki buğulanmış çöreği (Çin mutfağında içi dolu bir ekmek türevi, baozi) olurdu. Bir başka örnek de dönemin ikinci yarısındaydı, sınıflar ayrılmıştı. Harika notlarıyla Huan-Feng, okulun onur sınıfına alınmıştı. Bu Pang Hoca’nın onun rehber öğretmeni olmayacağı anlamına geliyordu. Huan-Feng ile son sohbetini hâlâ hatırlıyordu Pang Hoca. Üzerinde sürekli konuştukları eski konularla yine karşı karşıya kalınca, artık söylemekten imtina ettiği asıl fikrini söyledi: “Ne yaparsan yap iyi olacak. İstediğin şey ne ise onu yap.”

“Yapmak istediğin sürece, demişti.”

Pang Hoca’nın söyledikleri Huan-Feng’ın ayaklarını yerden kesti. Pang Hoca ise buna farklı bakıyordu, onun gözünde “belki de gerçekten ailesinde onu destekleyecek kimse yoktu.” Sonuç olarak, bu öğrenciler sonraki seneye geçmeden Pang Hoca, Huan-Feng’ın onur sınıfına transfer edildi. Ama öğrencisini tekrar göremeyecekti. İlk yılının ikinci döneminde Huan-Feng, okulu terk etti.

Huan-Feng’ın dediklerine göre, kendisi onur sınıfındaki öğrencilerle anlaşamıyordu. Yine onun söylediklerine göre, öğrencilerle kavga etmişti. Öğretmen onları el sıkışmaya zorladı ve barıştırdı ama Huan-Feng’ın umurunda değildi. Hatta Huan-Feng’ın anlattıklarına göre bir gün, anlık bir sinirle babasına artık okulda kalmak istemediğini söyleyen bir mesaj atmıştı. Birkaç aşırıya kaçan söz de söylemişti. Babası bunu daha sonra okula bildirdi ve okulun yetkilileri ceza olarak ona bir geceliğine tek başına okulda kalma cezası verdi. Sonraki gün bir öğretmen grubu ona rehberlik yapmak için yanına geldi. Aynı zamanda babası da okula geldi. Son olarak müdür de geldi ve ondan bir resme bakmasını istedi. Resim köy ve şehir arasındaki farkı gösteriyordu, köydeki insanların ve şehirdeki insanların arasındaki farkları. Öğretmenler ona çalışırsa ve çalışmazsa ne olacağını anlattı. Huan-Feng ve babası öğle saatlerinde okuldan ayrıldı. Okulun yetkilileri kendisine çeki düzen verebilmesi için ona ceza verme kararı aldı. Bunun ardından, babasına “Neden okul değiştirmeyeyim ki?” diye sordu. Babası tamam dedi ve ekledi, bütün bir seneyi tekrar etmeyi kabul ettiğin sürece. Onu aynı gün yakınlardaki bir liseye götürdü. Kapıların dışında durdukları sırada babası yabancı biriyle konuştu. Huan-Feng, okula gidebileceğini ama para vermesi gerektiğini duydu.

 “Babam niye öyle davranmak zorundaydı? Bir erkek için boynunu eğmek aşağılayıcı bir şey diye düşünüyorum, o kişi hâlâ benim babam.”

O gün Huan-Feng tek başına otobüsle eski şehrine döndü. Babasıyla ayrılmadan önce büyük bir kavga ettiler. Babası ona “Okula gitmeyip ne yapmak istiyorsun?” diye sordu. Huan-Feng karşılık veremedi. Kendi başına otobüse kaçtı ve otobüste otururken son kararını verdi.

“Boş ver gitsin, ben profesyonel olacağım.”

 Sonuçta okuldan ayrılmasıyla beraber Tang Huan-Feng, Pang Hoca’yı sınavda geçeceğiyle alakalı söylediklerini gerçekleştirememiş oldu.

 

Kar

 

Suning’e katıldıktan sonra, tatilde eve dönme konusu ilk konuşulmaya başlandığında Huan-Feng Vietnamlı takım arkadaşı SofM’e “Evim ile Vietnam arasında sadece küçük bir nehir var.” dedi. SofM bunun inanılır gibi olmadığını söyledi ona. İşte o nehrin adı Beilun Nehri. Alt kısmı 60 kilometrelik genişliğe kadar erişen bu nehir, Çin ve Vietnam arasındaki sınırı oluşturuyor ve Tonkin Körfezine dökülüyor. Nehir 107° doğu boylamında küçük bir şehrin etrafını çeviriyor. Öbür tarafında Vietnam’ın Móng Cái şehri var ve yine bu tarafta Çin-Vietnam Dostluk Parkı (Sino-Vietnam Friendship Park) bulunmakta. O küçük kasaba gibi olan şehrin adı ise Dongxing; Tang Huan-Feng’ın doğum yeri. Lisede kapıdan çıkar çıkmaz Vietnamlıların stantlarında her türlü ıvır zıvırı sattığını görebilirsiniz. Hatta Dongxing limanının güneyine gittikçe daha da fazla Vietnamlı insanla karşılaşırsınız. Huan-Feng’in okulu o zamanlar Vietnamca dersleri bile veriyordu.

“Dışarıya doğru bir adım attığın anda Vietnam’a gelmişsin gibi hissettirirdi.”

Ama haritada meridyeni batıya yavaşça 1° kaydırırsanız ve 1900 kilometre yukarıya çıkarsanız, Ningksia Huy Özerk Bölgesinin başkenti Yinchuan’a ulaşırsınız. 2016 yılında Tang Huan-Feng 106° doğu boylamı boyunca tırmandı ve espor macerasının ilk aşamasına başladı. Okuldan ayrılır ayrılmaz bildiği bütün espor organizasyonlarına özgeçmişini gönderdi. Bu özgeçmişte yaşı, sunucusu, derecesi ve profesyonel olma sebebi mevcuttu. Bazı mesajlar rüzgârla beraber havaya dağılmış gibi uçup gitti. Bazılarına ise “Ligin çok düşük, o kadar da iyi değil, elinden gelenin en iyisini tekrar dene.” cevapları geldi. Endişe Huan-Feng’ın içini sardı. “Baskı altındaydım, çok stresliydim o zamanlar.” Bir dönem meyvesiz kalan arayışından sonra birisi onu buldu, Yinchuan’daki bir organizasyon. Takım sahibinin kendi internet kafesi vardı ve espor takımı kurmak istiyordu, maaş aylık 3000 yuandı (432 dolar). Huan-Feng çok düşünmedi, hemen kararını verdi. Babası o ayrılmadan önce ona “Gidiyorsan eğer bunu doğru düzgün yapacaksın. Eğer beceremezsen, geri dönüp orduya katılacaksın.” dedi.

Yinchuan’a geldikten sonra Dongxing’deki evinden bile daha kötü bir yerde yaşamaya başladı.

“Kira aylık 1000 yuandı (145 dolar) fakat duş başlığı kırıktı ve kıyafetlerimizi yıkayacak hiçbir yer yoktu. Kıyafetlerimizi alıp takım sahibinin evinde yıkamamız gerekiyordu.”

Bu organizasyonda Tang Huan-Feng yeni bir döngüye girmiş oldu. Sabah 10’da koltuktan kalk, bütün gece saat 5-6’ya kadar oyna, yatmaya git. Takım arkadaşları internet kafede antrenman yapabilmek için banka kartları açtılar. Acıktıkları zaman dışarıdan yemek söylüyorlardı. Bazen takım sahibi kibarlık eder ve onları akşam yemeği için kendi evine götürürdü. Ailesi onlar için yemek yapardı. Tang Huan-Feng bu organizasyonda bir yıldan fazla kaldı. “Sadece tecrübe kazandım. Gelişme gibi bir şey kesinlikle yaşamadım.” Bir yılını harcamış gibi hissediyordu.

“Orada bir yıl boyunca yaşamak, profesyonel olarak oyun oynamanın ne kadar yorucu olduğunun farkına varmamı sağladı. İyi oynamazsan ne kadar acı verici olabileceğini öğretti. Hepsi buydu.”

Bir yıl sonra Huan-Feng 10,000 yuan (1440 dolar) biriktirdi. Yinchuan’ı ve organizasyonu terk etti. Ama daha evin yolunda 2000 yuan (289 dolar) kaybetmişti.

“Bana söyle şimdi, ne kadar acı verici, öyle değil mi?”

İlk espor macerası aceleyle sona erdi ama o orduya katılmadı. Bir dönem evde kaldıktan sonra, tekrar arayışa başlamaya karar verdi. Bu sefer Çongçing bölgesindeki WuDu’ya (Snake Esports’un diğer takımı) gitme kararı aldı.

“Hava gerçekten çok sıcaktı.”

Profesyonel oyunculuk geçmişini hatırlamaya çalışırken, bunun hangi ayda yaşandığını hatırlayamadı. Hatırladığı şey sıcaklık ve evi bırakırken veya geri dönerken giydiği kıyafetler oldu.

2018, LDL adındaki ikinci ligin ilk senesiydi. Bütün ülke Nankin, Shenzhen, Çongçing ve Pekin adlı dört bölgeye ayrılmıştı. Bahar ve yaz mevsimlerinden önce takımların ligde oynamak için yarıştığı elemeler düzenleniyordu. Mayıs ayında Tang Huan-Feng WuDu’daki takım arkadaşlarıyla LDL yaz mevsiminde oynamaya hak kazandı. Bu mevsimde Çongçing bölgesindeki gruplarını üçüncü bitirdiler. Ancak bahar mevsiminde galibiyetleri olmadığı için finallere kalamadılar. Wudu’nun takım kaptanı normal sezon bittikten hemen sonra Tang Huan-Feng’ı çağırdı. Onun ve destek oyuncusunun takımdan atıldığını söyledi. Huan-Feng daha birkaç gün önce derecelideki sırasının yeterince iyi olmadığını düşünmeye başlamıştı ve tırmanmak için daha da fazla çalışmak istiyordu. Takımdan çıkarıldığı gün, Kore sunucusunda Şampiyonluk ligine çıkmıştı.

Takımdan çıkarıldığını duyduğunda Huan-Feng’in kalbi çok hızlı atmaya başladı. İçinde karışık duygular kabardı. Yönetime neden çıkarıldığını sorduğunda, onun daha iyi bir platform ve daha iyi bir takım bulmasını istedikleri söylendi. Daha fazla bir şey söylemediler ve Huan-Feng o an kendinde daha fazlasını soracak gücü bulamadı. Takım arkadaşlarının onun ayrıldığını bilmesini istemiyordu, o yüzden destek oyuncusuyla beraber evden sessizce ayrıldılar. Ancak birkaç gün sonra, takımın geri kalanı tatilden döndüğünde iki kişinin aralarında olmadığını fark edebildiler. Huan-Feng ayrılırken utanç verici, hatta kendisine göre “8. sınıf çocuğu sendromuna yakalanmış” gibi sözler sarf etti, “Gelecekte, LPL’de karşıma çıkmayın.” gibi.

Tang Huan-Feng 2016 ve 2018 yılları arasında Dongxing’den Yinchan’a ve daha sonra Çongçing’e giderek iki yılını memleketi Dongxing’den sadece bir meridyen uzakta harcadı. Bir internet kafe takımından LDL’e gitmek, Tang Huan-Feng’a çok ciddi bir başarıymış gibi hissettirmedi. Bu hissiyatı sadece kendisi iyi oynarsa yaşayabilirdi. 2018 yazında, LDL Çongçing bölgesinde çok farklı yerlerden çıkan oyuncular vardı. LPL’de, hatta Worlds’te oynamış oyuncular ve bir yıl sonra LPL’de parlayacak olan yıldızlar. Huan-Feng bu ünlü veya güçlü rakiplere hiç dikkat etmedi. IGY’a katıldığında birisi bunu direkt yüzüne söyledi: “Nasıl hiçbir şeyi bilmiyorsun? Gerçekten bu kadar kibirli biri misin?” Buna cevabı şöyle oldu: “Hayır. Sadece kendime odaklanıyorum, hepsi bu.”

Şimdi tarihleri Ağustos 2017’ye alalım. Hâlâ Yinchuan’daki internet kafe takımında oynayan Huan-Feng takımıyla 2018 LDL Bahar Mevsimi’nde yer edinene kadar birçok şehirden geçti. LDL’de bir yer kazanmalarının ardından takım sahibi onları bir villaya aldı. 1000 yuan kira ödedikleri evden taşındılar. Huan-Feng’ın LDL’de bir yere sahip olmanın ne anlama geldiği hakkında bir fikri yoktu. “Rekabet etmeye devam edebildiğimiz sürece her şey güzel.” diye düşünüyordu. Daha sonra eski bir LPL oyuncusu takımlarına katıldı. Huan-Feng’a kendi bakış açısına göre LDL ve LPL arasındaki farktan bahsetti. Hatta şöyle söyledi: “LPL’e asla gidemezsin. Sadece bir düzine civarı insan oraya gidebiliyor, bu neden sen olasın?”

Villadaki rahat ve eğlenceli yaşam ise uzun sürmedi. Destek oyuncuları onlara gerçeği söyledi. Takım sahibi LDL’deki yerlerini daha iyi antrenman yapabilecekleri bir alan ile takas etmişti. Bu haberi duyar duymaz Huan-Feng burada daha fazla kalamayacağını düşündü. Babasının yardımıyla bir mazeret uydurdu, ona evde yanlış bir şey olduğunu ve çocuğunun dönmesi gerektiğini söyletti. Huan-Feng Yinchuan’dan 2018 arifesinde ayrıldı. Ayrılmadan önce takım sahibi onu tren istasyonuna götürdü ve 2000 yuan nakit çekti. Huan-Feng’a bu paranın onun için olduğunu ve yılbaşı kutlamasında kullanması için verdiğini söyledi.

“LDL’deki yerimizle alakalı olay yaşanmasa, bize her şeyi söylemiş olsa, gerçekten iyi bir patrondu.”

Hayaller ve gerçekler arasındaki farkı anlamak her profesyonel oyuncunun yüzleşmesi gereken bir şey. Ama ikisinin arasında gidip gelme sürecinde bulunan Huan-Feng, hâlâ daha yüksekleri hedeflemek istiyordu.

 

Yinchuan henüz ekim ayında kar gören bir şehir. Ekim 2017’nin ilk on gününde bölge 1961 yılından beri yaşanan en erken kar yağışını tecrübe etti. Aralığa kadar ise asıl ağır kar düşmedi.

Bir gün öğle civarı Huan-Feng yeni kalkmıştı. Aniden birisi ona çabuk gel, kar yağıyor dedi. Villalarına taşınmalarından çok önce değildi bu olay. Huan-Feng altıncı kattan aşağıyı inceledi ve bütün parkın beyaz bir sayfa kâğıda döndüğünü gördü. Takım villaya taşındığında bile o kar tabakası erimemişti. Tang Huan-Feng ve takım arkadaşları aşağıya koştular. Karda oynadılar, fotoğraf çektiler ve ondan sonra öğle yemeği yemeye gittiler. Kar, Tang Huan-Feng için yeni bir şeydi. Meraklı gözleriyle karla kaplanmış dünyayı izlerken, karın yoğun soğukluğunu hissetti. “Gerçek hayattaki kar da filmlerdeki gibiymiş” diye düşündü. Kar yağmayan memleketinden yaklaşık 1900 kilometre uzakta Tang Huan-Feng hayatında ilk kez karla tanıştı.

 

Tacı Ele Geçir

 

2018’in son gününde Tang Huan-Feng (WuDu’dan atılan ve 3 aydan fazla bir süre boyunca eve hapsolan Tang Huan-Feng) aceleyle Şangay’a giden bir uçağa atladı, istikameti IGY’dı. O sırada IGY daha yepyeni bir takımdı. Ormancı Leyan’ın etrafında bir takım kurmaya odaklanmışlardı. Oyuncu toplamaya başladıklarında Leyan, Huan-Feng’ı önerdi. Böylece Leyan, Huan-Feng’ı bir sene önce Ningxia’daki internet kafe takımından Çongçing’deki WuDu’ya getirdiği gibi, yine kendi yanına çağırdı.

IGY menajeri GuoKui Huan-Feng ile ilk kez tanışmıştı. Bahar mevsiminde takım 17-7’lik bir performans gösterdi, ama çeyrek finalde BLGJ’ye elendiler. GuoKui aslında eve dönüp bir iş kurmak istiyordu. Aldığı son karar ise, bu genç oyunculara yardım etmek için kalmak olmuştu. Yaz mevsimi başlamadan önce takımı ayarlarken GuoKui oyuncuları toplantı için küçük bir odaya çekti; gelecekte ne yapacaklarıyla alakalı konuştu. Geçmişteki tecrübelerinden, fikirlerinden ve seçimlerinden, takımla alakalı gelecek planlarından bahsetti. Çok fazla şey hakkında konuştu.

“Onlara, hepsinin bu kadar genç bir yaşta ne kadar çok şeyden vazgeçtiklerini hatırlattım. Tecrübe ettiğiniz ve feda ettiğiniz her şey gözlerinizden okunuyor. Ama artık bu yolu seçtiniz, şimdi sonuna kadar takip etmek zorundasınız.”

Bahar mevsimi sırasında IGY yönetimi çok katı, hatta askeri bir disipline hareket ediyordu, ulaşmaları gereken hedefler herkes için kesin ve netti. Yaz geldiğinde GuoKui bu atmosferi değiştirmek istedi.

“Onlara hiçbirinin yönetim, koç, organizasyon veya taraftarlar için profesyonel olmadıklarını, kendileri için oldukları fikrini aşılamaya çalıştım. Yüzleşmeniz gereken, sizsiniz, başkası değil.”

GuoKui yaz mevsiminde oyuncuların kendi hedeflerini belirlemelerini istedi. Hatta bazı oyunculara özel olarak odaklandı, iletişim yeteneklerini ve değer yargılarını geliştirmeleri için kitap okumalarını istedi. Herkes tatilde olduğu zamanlarda, Şangay’daki çeşitli odadan kaçış oyunlarına gidiyorlardı. Bir keresinde, bütün takım özel olarak iyice korkunç bir kaçış oyununa gittiler. Girer girmez akılları çıktı. Koç Along bunun çok iyi bir fikir olmadığını düşünüyordu, bu kadar karanlık bir yerde oynamanın yaralara ve çarpmalara yol açacağından endişe etti. Oyuncuların yarısı pes etmeyi düşünürken, GuoKui “Sıkıntı yok, bu bir takım oyunu. Takım arkadaşlarınıza inanmak zorundasınız. Bunu başarabiliriz.” dedi. GuoKui’nin liderliğiyle, bir kişi bile takımdan ayrılmamış oldu.

Nişancılık özellikle mekanikler konusundaki muazzam yeteneğinizi sürekli muhafaza etmenizi gerektiren bir rol. GuoKui Tang Huan-Feng için “takımda en çok çalışan kişiydi, hiç kimse onunla karşılaştırılamazdı bile.” 2019 LDL Yaz Mevsimi’nde Huan-Feng sabah saat 5-6’lara kadar dereceli oyun oynuyordu. Hatta tatillerinde dışarı da çıkmıyordu.

“Bazen beraber akşam yemeğine çıktığımızda, ‘Mekaniklerim son zamanlarda çok iyi değil. Yakın zamanda maçlara çıkacağız, o yüzden 2 tane daha dereceli maç atacağım. Artanları paket yaptırıp bana getirebilirsiniz, sıkıntı yok.’ diyordu.”

5 Ağustos 2019’da, Invictus Gaming bir açıklama yayınladı. IGY’ın ormancısı Leyan, as takıma yükseltildi. Böylece LPL’de ilk maçına çıkan Leyan, takımının Worlds 2019 yolculuğuna katıldı. Leyan’ın terfisi, Tang Huan-Feng’ı derinden etkiledi. WuDu’dan IGY’a kadar takım arkadaşı olan Leyan’a oldukça özeniyordu.

“Leyan’ın ana takıma gittiğini görünce, ‘Tamamdır, Leyan’a yetişeceğim. Onu taşıyacağım, hep onun beni taşımasına izin veremem.’ demişti.”

Bunun ardından GuoKui ile bir konuşmasında Huan-Feng takıma nasıl yardımcı olmak istediğini açıkladı. Takım birkaç maç onun etrafında oynasa olur muydu? Huan-Feng maçı taşıyabilirdi. Onun bu sözlerini duyan GuoKui duygulanmıştı. 8 Eylül 2019’da 18-6’lık performansıyla IGY 25 takımlık normal sezonda ikinci oldu ve play-offlara adını yazdırdı. 14 gün sonra, IGY büyük finallerde EDGY’ı 3-1 yendi ve şampiyonluk kupasına uzandı. Podyumda muzaffer takım arkadaşlarıyla yan yana dururken Tang Huan-Feng çok da heyecanlı değildi. Aslında her şeyin sakinleştiğini düşünüyordu.

“Hedef sonunda tamamlandı.”

Sahnenin yanında duran GuoKui oyuncuların kupayı eve götürmesini izlerken neredeyse ağlayacaktı. Bahar mevsiminde takımın üst koridor oyuncusu 705 üzerinde çok baskı vardı. O kadar stresli hissediyordu ki kaçıp gitmek için uçak bileti almak istiyordu. Yaz mevsiminde ilk üç maçlık serilerinin ardından orta koridor oyuncuları Forge bazı hataları yüzünden sahnenin arkasında ağladı ve artık dayanamadığını söyledi. İşte o şampiyonluk anında, aniden, takımın anıları parçalara ayrıldı, karıştı ve altüst oldu.

“Bu takımdaki kimse mükemmel değildi, herkesten şüphe edildi ve herkes baskı altındaydı. Kazandıklarında, hepsinin gelişimi gün gibi ortadaydı. Bu şampiyonluğu hak etmişlerdi.”

IGY’da gittikleri kaçış oyunlarından birinden bir kare.

 

Son Şans

 

“Bu hiç adil değil. Neden bütün takım arkadaşlarım LPL’e gitti de ben gidemedim? Bende yanlış olan şey ne?”

2020’nin başında, transfer sezonu sırasında Tang Huan-Feng kendine bu soruyu sorup durdu. 2019’un sonunda LDL’i kazanmasına rağmen LPL’e gitmeyi elinden kaçırmak üzereydi. “Başta bizi izleyen organizasyonlar vardı, oyuncularımızın denemelere katılmasını istiyorlardı. Oyuncuların bunlardan ders almaları ve tecrübe etmeleri gerektiğine inanıyordum.” GuoKui transfer döneminin başındaki durumu bu sözlerle açıklıyor.

Zaten Invictus Gaming’e katılan Leyan ve Vici Gaming ile anlaşmış olan Forge’dan sonra, Tang Huan-Feng denemelere giden ilk oyuncu oldu. Şangay’dan Pekin’e, JD Gaming’e gitti.

 “Ancak oraya gittiğimde LPL ve LDL arasındaki ayrımın ne kadar büyük olduğunu fark edebilmiştim.”

JDG ile olan denemelerindeki günlerde, LPL takımları ve profesyonel oyuncularıyla ilk kez iletişime geçmiş olan Huan-Feng endişeli bir performans gösterdi. Sonucunda da denemeleri geçemedi. Huan-Feng her zaman zaten LPL’e gitmiş olan Leyan’ı kendine bir hedef olarak koymuştu. Ama artık kendisi ve bu sahne arasındaki asıl farkı idrak etmişti. JDG denemeleri bittiğinde hevesi kırılmıştı, GuoKui’ye bir mesaj gönderdi. Mesajda başka denemeye katılmak istemediğini, “çöp” olduğunu düşündüğünü ve eve gidip tek başına dinlemek istediğini söyledi. Tek seferlik bu başarısızlık içini yakarken bütün olumsuz duyguları onu sarmaya başladı. GuoKui Huan-Feng’in mesajını gördüğünde sinirlendi.

“O gün WeChat’te çok uzun bir süre konuştuk, oldukça tedirgindi. Denemelere katılmakta ve LPL’den bir şeyler kapmakta bir sakınca görmüyordum. Geçemiyorsan bile sıkıntı yok. Olabilecek en kötü şey yaşansa bile, sadece geri dön. Kaçıp gidemezsin.”

 Sonunda GuoKui ve Tang Huan-Feng bir anlaşmaya vardı. İki günlüğüne eve gitmesine ve dinlenmesine izin verildi, daha sonra da Şangay’a dönecek ve daha çok denemeye katılacaktı. JDG’nin denemeleri bittikten sonra Tang Huan-Feng başka organizasyonlara gitti ama sonuçlar aynı oldu. Her şey bittikten sonra denemelere giden ilk oyuncu olmaktan hâlâ LPL’e katılamayan tek oyuncu olmaya evrilmişti, üstüne transfer dönemi de kapanmak üzereydi. Başta Huan-Feng “Neden 6 ay daha LDL’de oynamayayım ki? Bir süreliğine bununla yetineyim.” diye düşündü.

Takım arkadaşları birer birer LPL’e gittiğinde iyice streslendi. Transfer dönemi biterken, GuoKui’ye gerçek duygularını açtı. Tam da bu sırada Suning, IGY ile iletişime geçti. GuoKui ona “Tekrar denemeye ne dersin?” dedi. Tang Huan-Feng işte bu sırada kararını verdi. Bu son şansı kaçırmayacaktı.

“LDL’de oynayacaksın, şampiyon olacaksın, sonra ne olacak? Tabii ki daha büyük sahnelerde boy göstermek istersin. İşler her şeye rağmen olması gerektiği gibi gitmiyor olsaydı, bunu kabullenirdim.”

 2020 LPL Bahar Mevsimi transfer döneminin sonunda Yuan Xi ve organizasyonun müdürü IGY’a geldi ve Tang Huan-Feng’ı denemelere götürdü. Yuan Xi ilk tanışmalarında çevresinin nasıl gözüktüğünü hâlâ hatırlıyor, Şangay kışında, üzerinde “Beyaz Tavşan Şekeri” resmi olan kazağıyla sokaklarda duran çelimsiz ve çekingen çocuğu hatırladığı gibi.

 

LPL’e Hoş Geldin

 

2020 yılından önce, zaten bir senedir Suning’de oynayan Tayvanlı oyuncu Hu Shuo-Chieh (SwordArt) her günü yeni sezonu nasıl oynayacağını düşünerek geçirdi.

“O zamanlar düşündüğüm şey, bir destek olarak, eğer kendi mekaniklerimin seviyesini düşürür ve haritaya daha yakından dikkat edersem, daha çok konuşursam, takıma düşüncelerimin daha fazlasını iletirsem, bunun herkesi bir araya getirmenin en iyi yolu olabileceğiydi.”

Yıl sona erdi, bahar mevsimi başladı ve birkaç maç oynadıktan sonra bu inancını iyice güçlendirdi. 2020 böylece Hu Shuo-Chieh’nin kariyeri boyunca en çok konuştuğu sene oldu.

“Daha önce Flash Wolves’ta oynarken, hatta Suning’de geçirdiğim son senede bile çok konuşmaya ihtiyaç duymadım. Şimdi ise yeni gelen oyuncularımız var, bu yüzden söylemem gerekmeyen çok fazla şeyi artık söylemem lazım, hem de sadece söylemek değil, bunları yüksek sesle dile getirmem lazım. En azından diğer oyunculara bir yön göstermem lazım.”

Ama takım arkadaşlarıyla sıkça oyun içi iletişime geçmek alışkanlık haline gelince, boğazı artık ağrımaya başladı. Yaz mevsiminin ortasında ve sonunda Hu Shuo-Chieh bazen sesi için takım yetkililerinden ona öksürük hapı almalarını istiyordu. Bahsettiği “yeni gelenler” üst koridor oyuncusu Chen Ze-Bin ve nişancı Tang Huan-Feng’dan başkası değildi. 2020 sezonundan önceki yıllık oyuncu toplantısında Shuo-Chieh, Tang Huan-Feng’a “Denemeler bittikten sonra geri gelecek misin?” diye sordu. Huan-Feng belki, dedi. Daha sonra, Shuo-Chieh bu genç oyuncunun onun gelecekteki alt koridor partneri olacağını öğrendi.

Huan-Feng’ın Suning’deki resmi başlangıcından bir gece önce, Hu Shuo-Chieh yemek yerlerken ona “Yarın maçta ne yapacağını bilemezsen veya kenara sıkıştığımızı görürsen, konuşmayı kesme. Herkese ‘Sıkıntı yok, merak etmeyin, taşıyabileceğinizi düşünmeseniz de ben taşıyacağım.’ gibi şeyler söylemek zorundasın. Takımını rahat ettirmek zorundasın.” Suning bundan sonra ligin ikinci gününde yenilgi ile tanıştı. Buna rağmen Hu Shuo-Chieh nişancısının iyi oynadığını düşünüyordu. “İlk maçını oynamanın nasıl bir şey olduğunu ben de biliyorum herhalde.” Biri Tayvandan, biri Guanşi’den gelen ve aralarında 5 yaş fark olan bu iki kişi zamanla bir kardeşlik ilişkisi kurdular. Bir abi ve küçük kardeş ilişkisi. Her maçın sonunda Shuo-Chieh Huan-Feng ile hataları hakkında konuşuyordu. Huan-Feng ilk seferinde dinlemediyse, ikinci sefer daha sert bir şekilde söylüyordu.

“Bunların onun bırakmasını istediğim alışkanlıkları olduğunu anlamasını istiyordum.”

Yeni gelenlerin daha hızlı gelişmeleri için Suning, yardımcı koç Fury’nin (eski nişancıları) alt koridor ikilisini her VOD incelemesinden sonra kenara ayırmasını ve maçı daha küçük çaplı olarak gözden geçirmesini istedi. Bahar mevsiminin normal sezonu bittiğinde Huan-Feng 8 MVP ödülü almıştı. SMLZ ve Puff ile birlikte normal sezonda en çok MVP ödülü alan nişancılardan biri oldu. Gerçekte ise Hu Shuo-Chieh, nişancısıyla bu tek taraflı iletişimini devam ettirmek istemiyordu.

“Ona maçlardan veya antrenmanlardan sonra bana bağırmasını dilediğimi, bana neyi nerede yanlış yaptığımı söyleyebileceğini anlatırdım. Ya da maç içerisinde çok cesurca bir hareket yapıp benden reaksiyon bekleyebileceğini söylerdim. Ancak böyle gelişebiliriz. Çünkü sadece bir kişinin sözü geçerse, bu sefer de ben gelişmeyeceğim, çünkü kimse bana karşı çıkmayacak.”

Bunun yanında, çok azarlandığında Tang Huan-Feng’ın patladığı zamanlar da oluyordu. Yaz mevsiminin sonlarında ikilinin beraber dereceli attığı bir gün olmuştu. Bir oyundan sonra antrenman odasında tartışma yaşadılar. Bu Huan-Feng’ın desteğine şiddetle kendi duygularını açıkladığı ilk an, o an oldu. Bu anı ikilinin beraber dereceli oynamadığı bir dönem takip etti, ta ki Hu Shuo-Chieh bu işin böyle gitmeyeceğine karar verene dek. Huan-Feng’e sahip çıkmak için inisiyatifi eline aldığı anda ise onun niye bu kadar sinirlendiğini anladı.

“O gün, oyuncuları oyun içinde yönetmek için pingleri kullanmıştım çünkü SofM karşı takıma denk geldi ve konuşursam her şeyi duyardı. Ayrıca dereceli oynarken çok da konuşmuyorum. Alt koridora odaklanmak yerine, oyunun tamamı hakkında iletişime geçmeliyiz diye düşünüyorum, koridor safhası sinerjimize kalmalı. Ama o büyük ihtimalle ‘birbirimizle oynuyorsak, birbirimizle doğru bir şekilde iletişime geçmeliyiz.’ diye düşünüyordu. Yani eğer bir şey söylemiyorsam, bunu konuşmak istemediğim için, o çöpün teki olduğu için mi yapıyorum?”

Huan-Feng’in kızgınlığının sebebine şimdi dönüp baktıklarında Hu Shuo-Chieh ve menajer Yuan Xi ağlasalar mı gülseler mi bilemiyorlar.

“Daha sonra fark ettim ki, sadece onu dereceli oyunlarda ciddiye almadığımı zannetmiş.”

LPL’e geldikten sonra Tang Huan-Feng’ın hâlâ sahnede kendisinden beklenenler konusunda geliştirmesi gerekiyordu. Yuan Xi ona şunları söyledi: “Hu Shuo-Chieh’nin seninle konuşmadığını düşünüyorsun ama aslında sadece tek bir oyundan sonra bile senden 100 kat fazla konuşmuş oluyor.” 

Bahar mevsimi bittiğinde Tang Huan-Feng Yuan Xi’ye şu soruyu sordu: “Ben IGY’dayken herkes ara olur olmaz oyun oynamaya çıkardı, beraber kaçış oyunlarına giderdik ve bu fırsatlardan bir sürü olurdu. Artık neden yok?” Yuan Xi cevapladı: “Her organizasyonun farklı bir yönetim stili var ve biz de burada çok iyi metotlara sahibiz. Adapte olman gerekiyor, belki de daha iyi sonuçlar alacaksın.”

“Daha tecrübe etmediği şeyler var, onu suçlayamam. Adım adım ilerleyeceğiz.”

Yuan Xi bahar mevsimi sırasında, Huan Feng’in performansını korursa yılın sonunda 2020’nin En İyi Çaylağı olmaya aday olabileceğini düşünüyordu. Yaz mevsiminde takımın genel değişimlerini takiben, Huan-Feng feda edilecek piyon rolünde de oynamaya çalıştı. Yuan Xi de bunu gördü.

“Bazı oyuncuların tek bir karakteri var. Takım onun etrafında mı oynuyor? Yoksa takımı haritanın başka bir yerindeyken kendi başlarına minyon kesebileceğini garanti edebiliyor mu? Huan-Feng’da iki olasılığı da görebilirsiniz.”

9 Ağustos 2020’de LPL yaz mevsiminde final yaklaşıyordu. Suning, FPX’e karşı 2-1 kazandı. Takımın tarihinde aldığı en iyi sonucu almayı başardılar. Worlds’e hiç gitmemiş bir üst koridor oyuncusu ve nişancı, Worlds’e gitmiş bir destek ve Worlds’ü az farkla kaçırmış olan bir ormancı. Güncel Suning takımı işte bunlardan oluşuyordu. Play-offlar başlamadan bir gece önce, menajer Yuan Xi bütün oyunculara bir şey söyledi: “Buraya kadar geldiğimize göre şimdi hatırlama vakti, bizler insanız. Biraz hırslı olmamız gerek. Özellikle esporda hırslı olmanın yanlış bir yanı yoktur.” Diğer yandan Tang Huan-Feng’ı en iyi tanıyan kişi, onunla odasını paylaşan Hu Shuo-Chieh’di ve her gün ondan geç yatıp ondan erken kalkan bu çocukta kendisinin eski halinin bir gölgesini görüyordu.

“Gerçekten çok çalışıyor. Bütün gücüyle kendini ortaya koyan birisi o. Ve bunu her gördüğümde profesyonel kariyerime yeni başladığım zamanlarda nasıl biri olduğumu hatırlıyorum. Oyun dışında hiçbir şey istemiyordum, sadece daha iyi oynamayı düşünüyordum ve her şeyimi ortaya koyarsam, belki üstüne biraz daha bir şey ekleyebilirsem, bir şansım olabilirdi.”

 

Sonsöz: O Çocuk Sahile Vardı

 

2019’un son günleriydi. Okulda geçirdiği günlere (erkenden kalkıp dereceli oynadığı günlere) benzer şekilde Tang Huan-Feng saat 5-6 civarında kalktı. Yataktan kalktı, çantalarını aldı ve Şangay’dan ayrıldı, Nanning’e giden ilk uçağa atladı. Bütün uçuş 3,5 saat civarı sürdü. Nanning’e vardığında 1,5 saatlik bir tren yolculuğuyla Fangchenggang’a gitti. Daha sonra küçük bir otobüse bindi, yolculuğu 1 saat daha sürdü. Öğleden sonra saat 3-4 civarında Dongxing’e dönmüştü, geçmişine. Sadece iki günü vardı. Huan-Feng babasına döndüğünü söylememişti.

İlk durağı, yaşadığı küçük odaydı. Kapıyı ittiği anda, “her şeyin farklı olduğunu” hissetti. Havada toz kokusu yoktu. Eskiden tatilden kendi başına dönerdi ve ev çok kirli olurdu. Elini herhangi bir yerde kaydırırdın ve toz içinde kalırdı. Evde temizlik yapan birinin iz bıraktığının farkına vardı. Daha önce hepsi bu evde yaşanan birçok olay gözlerinin önünden geçti. İdrak etmişti artık. Burada yaşamış o çocukla karşılaştırıldığında o artık “büyümüştü.” Küçük bir temizlikten sonra Huan-Feng taksiye atladı ve şehir merkezinden ayrıldı, çok uzakta olmayan Dongxing’de deniz kenarında ziyaretçileri çeken bir yer olan Wanwei Golden Beach’e (Wanwei Altın Kumsalı) gitti. Çocukluğundan beri 7-8 kez oraya gitmişti Huan-Feng. Küçükken, ebeveynleri oynaması için onu oraya götürürdü. Daha sonra da arkadaşları ve sınıf arkadaşlarıyla beraber gitmişti.

“Bir kere gidersin, bir kere boğulursun.” Orası böyleydi işte.

Beş Elementler’e göre (Çin felsefesi, Wuxing diye bilinir, ateş, su, tahta, toprak, demir) Tang Huan-Feng’ın hayatı ateşten yoksundu. O yüzden onun adı iki ateş (焕烽 Huan-Feng’ın Çince yazılan adı, iki karakterdeki sol kısım da ateş anlamına geliyor) ile işaretlenmişti. Babası ona suya çok yaklaşma, kırmızı kıyafetler giy demişti. Wanwei’ye giderken geçmişi hakkında düşünmeye devam etti. Taksi durduğunda biraz üzgün hissetti, gözyaşları yanağına akarken “Neden ağlıyorum?” diye düşündü. Wanwei’de bir otel odası ayırttıktan sonra, güneş uzakta yavaşça batarken bu altın gibi duran kumsalın kenarında gezintiye çıktı. Düşüncelere batmış halde denizi izledi. Daha önce oynadığı LDL’i düşündü, gelecekte gitme ihtimali olan LPL’i, okul günlerindeki sınıf arkadaşlarını ve şu anda ne yaptıklarını düşündü. Tam hiçbir şeyi düşünemediği o anı aklına getirdiğinde, hâlâ yemek yemediğini fark etti.

İkinci gün, öğleden sonraya dek otelde uyudu. Kalktıktan sonra deniz kenarında bir banka oturdu Huan-Feng, denizi izlemeye devam etti. Önceki gün de kumsalda 30 dakika boyunca yürümüştü. Bunlara rağmen Huan-Feng, yarım sene öncesinden kalma o hissiyatı yakalayamadı, kafasını boşaltmayı, hiçbir şeyi düşünmemeyi başaramadı. Hiçbir zaman Dongxing limanındaki o anı tekrar yaşayamayacaktı, o an hayatında “tekrarlanamaz” olmuştu. Ne olursa olsun, memleketinin deniz kenarında, uzun süredir aradığı huzuru ve sessizliği buldu. “Profesyonel olduktan sonra, ne zaman endişeli hissetsem, denize yakın bir yere gittiğim sürece rahat edeceğim. Bunun desteği olduğu sürece herhangi bir şey, herhangi bir sorun yüzünden derinden sarsılmış hissetmeyeceğim.”

Üçüncü gün, Tang Huan-Feng çantalarını topladı ve Şangay’a döndü, kariyerine ve hayatın gerçeklerine.

 

19 yıllık sessiz sakin bir yaşamın ardından Tang Huan-Feng’ın geleceği, aynı özlemiyle yaşadığı deniz gibi, bilinmezliklerle çevrelenmiş sayısız olasılıkla dolu.

O, her kısa duraklamadan sonra, ileri gitmeye devam edecek.

 

 

 

İfade İle Yorumla

131
11
3
0
11
2
Daha önce oy kullanıldı.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir